Pages Menu
Categories Menu

Posted by on May 1, 2013 in Edebiyat | 0 comments

Büyük Zihnin Kılıcı

Büyük Zihnin Kılıcı

Büyük Zihnin Kılıcı

Dört yüz yıl önce olmuş bir olayı aydınlatmaya çalışıyordum.

O tarihlerde Çay Töreni Ustası Rikyu ile Büyük Savaşçı Taiko Hideyoshi arasında büyük bir dostluk kurulmuştu. Savaşçı, Çay Ustasına derin bir saygıyla bağlıydı. Bir despotun sevgisi her zaman tehlikelerle doludur. Hele ihanetin hayli yaygın olduğu o dönemlerde, insan kolay kolay kimseye güvenemezdi. Dalkavukluk ruhundan hiç nasibini almamış olan Rikyu birçok kez despotun görüşlerine  karşı çıkmıştı. Böyle bir karşı çıkmanın ardından aralarındaki geçici soğukluğu fırsat bilen Rikyu düşmanları, onun Taiko’yu zehirlemek için bir komplo düzenlediği söylentisini yaydılar. Bu komplo teorisine göre Taiko, Rikyu’nun hazırlayacağı yeşil bir içecek ile öldürülecekti. Hideyoshi’nin en ufak bir şüphesi bile idam demekti. Öfkeli hükümdara kimse engel olamazdı. Rikyu’ya tek bir ayrıcalık tanınabilirdi: Kendini kendi eliyle öldürme onuru. Böylece Sen no Rikyu 1591 yılında efendisi Hideyoshi’nin emriyle harakiri yaptı.

Yaşamını yitirmeden hemen önce

BÜYÜK ZİHNİN KILICINI ELİME ALDIĞIMDA
NE BUDDHA NE DE ATALAR VARDIR

dediği söylenir.

Büyük Zihinle birlikte olduğumuzun bilincindeyken ikiliğin olmadığını belirten bir sözdü bu. Rikyu’nun çay törenlerinde hep ağırbaşlı bir ruh hali açığa çıkmıştır. Hiçbir şeyi ikilik içindeki bir zihinle yapmadığı , her an ölüme hazır olduğu bilinirdi. Çay Töreni’nin ardından törenle öldü. Kendine yeni bir yaşam verdi. Bu yeni yaşam Çay Töreni Chanoyu’nun ruhudur. İşte biz de onun anısı önünde böyle saygıyla eğiliyoruz…

Büyük Olay Günü Japon çay ustası Rikyu en gözde beş öğrencisini son bir Çay Töreni’ne davet etmişti.

Çay evinin çitle çevrili iç bahçesi ağaçlardan, çalılardan ve yere döşenmiş düzensiz bir düzenlilik içindeki taşlardan oluşuyordu. Güzel ve küçük bir bahçeydi. Bahçeye gelen konuklar ağaçların ürperdiğini, yaprakların hışırdadığını, ormandaki hayaletlerin kendilerine seslendiğini duydular. Her türlü toz ve gürültüden arındırılmış bu bahçe bir ormanın derinliklerindeymiş hissi uyandırmaktaydı.

kulübegardenBu bahçeyi boydan boya geçen ve bahçe girişini çay evine bağlayan bir patika vardı. Bu patikanın sonunda içi oyuk bir taş vardı. Konuklar bahçede beklerken ev sahibi Rikyu bu taşın içindeki suyu boşalttı ve taze su doldurdu. Suyun sesi ve sunduğu görünüm ortama tazelik ve saflık kattı. Eve girmeden önce misafirler bu suyla ellerini yıkayacaklardı.

Bahçedeki Yol olarak da bilinen patika, üzerinde yürüyenlerin cismani yaşamın ötesindeki bir evrene geçmelerine yardımcı oluyordu. Ev sahibinin de konukların da bir çay töreninden önce ilk yapmaları gereken şey Yeryüzünün Tozlarından arınmaktı. Rikyu bu patikaya Çiyli Zemin anlamına gelen ROJİ adını vermişti. Budist metinlerden Lotüs Sutrada geçen hikayelerden birinde bir baba, alevler içindeki evinde bağrışan ve sağa sola kaçışan çocuklarına, ROJİ’ye sığınmaları için yalvarır. Alevler İçindeki Ev, egoya bağımlılık ve cehaletin sebep olduğu varoluşsal acıyı simgeler. Çay Töreni uygulayıcıları ROJİ’yi “dünyanın yükünden kurtuldukları yer” olarak görürler. Zen uygulayıcıları için meditasyona girişin ilk adımı olan kendinin bilincine geçiş yeridir. Bu patika üzerinde yürüyen yolcunun dış dünyayla her türlü bağı kesilir, zihni klesha’lardan temizlenir. Yolcu çay odasında alınacak estetik zevke hazırlanır. Patika bir yenilenme duygusunu simgeler.

Bu patikada yürürken Roshi, sık yapraklı ağaçların gölgesinde, yosun kaplı granit fenerlerin arasında ilerlerken ve çam iğnelerinden oluşan bir halıyla kaplı, düzenli bir düzensizlikle sıralanmış aralıklı taşların üzerinde gezinirken, zihninin sıradan düşüncelerken sıyrıldığını hissederdi. Zihnimin sıradan düşüncelerden sıyrıldığını hissederdim.

Japon çay ustaları böylesine huzurlu ve duru bir ortam yaratabilmek için büyük bir ustalık gösterirler. Her çay evinin bahçesindeki patikanın bıraktığı etki farklıdır. Kendisini düzenleyen ustaya ve onun o günkü tutumuna göre değişişmektedir. Rikyu o gün ROJİ’yi düzenlerken, tam bir Tek Başınalık etkisi yaratmaya çalışmıştı. Kendi patika düzenleme sırrını eski bir şarkıdan aldığını söylerdi:

İleriye doğru baktığımda
Ne bir erik çiçeği
Ne alaca yapraklar
Sazdan bir kulübe tek başına kumsalda
Güz akşamının soluk ışığında.

Yakılan tütsü çubuklarının kokusu çay odasından patikaya ve bahçeye yayılıyordu. Genellikle birbirleri arasında konuşan konuklar bugün sessizdiler. Usta isimleriyle seslenerek her birini teker teker içeriye davet etti. Patikadan geçerken ellerini yıkadılar.

Çay odasının giriş kapısının iki yanındaki gri taş fenerler nöbetçiye benziyordu. Her biri eğilerek ve kılıçlarını çıkartarak Eğilerek Geçilen Kapıdan geçtiler. Çay Töreni’nin özünü dile getirmek için sadece bu mimari özellik bile yeterliydi. Basamaklı dar kapıdan geçmeden önce hükümdarlar bile kılıçlarını çıkarmak zorundaydılar. Böylece rütbe ve sınıf farkı ortadan kalkıyordu. İnsana yalnızca insan olduğu için saygı duyulan sınıfsız bir ortam yaratılıyordu. Dört buçuk hasır genişliğindeki çay odasını kulübeye dönüştüren Rikyu, odayı bu basık girişle tamamlamıştı.

Çay evinin içi o günkü tören için büyük bir özenle temizlenip hazırlanmıştı. Evin temizliği kalbin ve ruhun temizliğini simgelediğinden konuklar gelmeden önce geçecekleri patika iyice yıkanmış, evin içi temizlenmiş ve tütsü çubukları yakılmıştı. Çay Töreni uygulaması, hayatın içindeki bir insan olarak sahip olduğumuz özü gerçekleştirmek, bu görevin gerektirdiği titizliğin farkında olmak ve görevi yarına ertelememek üzerine kuruluydu. En küçük bir ayrıntı bile dikkatle gözlemlenirdi:

Mevsime özgü çiçek
Taşın üzerine dökülen suyun sesi
Akşamın alaca karanlığa dönüştüğü an.

Japon evlerinde konukları onurlandırmak için kaligrafilerin ve çiçeklerin konduğu Şeref Köşesinin (tokonoma) en yetkin örnekleri Zen Tapınaklar’ındaki sunaklardır. Rikyu o günkü ana temaya uygun olarak (bir görüşe göre) tokonomaya :

Zevk alırız
Büyük Zihnin açılımı olan
Yaşamın her anında

yazılı bir kaligrafi asmıştı. Bu kaligrafinin önündeki Song döneminden kalma nadide bir Bronz Vazoya tek bir Gündüz Sefası konmuştu. Burada insan en küçük bir dünyevi ya da uhrevi kaygıya kapılmadan güzeli seyretmeye kendini verebilirdi. Zen keşişlerinin hazırladığı kaligrafilere büyük saygı gösterilirdi. Rikyu bir gün şöyle demişti: Hiçbir nesne kaligrafi rulosu kadar büyük anlam taşımaz. Onu seyrederken ev sahibi ve konuklar bir ruh bütünlüğüne varırlar. Chanoyu Samadhi ile kendilerini gerçekleştirirler. Bunlar arasında Zen keşişlerinin hazırladıkları, diğerlerinin önüne geçer. Onları seyrederken, çizilmiş sözcüklere en büyük saygıyı duyan, kaligrafın, öğrencilerin ve ataların erdemini tadar.

Zen sözcüğü ve Çin Zen’i anlamına gelen Chan, Sanskritçe sözcük Dhayana’dan türemişlerdi. Bodhidharma Çin Zen’i Chan’ın ilk rahibiydi. Çay Töreni, Bodhisatva’nın tasviri önünde toplanan ve ona çiçeklerle tütsü sunan keşişlerin aynı kâseden sırayla çay içmeleri esasına dayanan Chan töreninden doğmuştu.

Konuklar en ufak bir gürültü bile yapmadan, belirli bir sıraya göre, teker teker çay odasına girdiler. Tokonomayı süsleyen kaligrafiyi ve önündeki çiçeği saygıyla selamlayıp seyrettikten sonra gönderilen mesajı okuyan birer kral gibi kendilerine ayrılmış yerlere oturdular. Tüm davetliler yerlerine yerleştiler. Döküm mangalda kaynayan suyun fokurtularının kapladığı bir sükunet içinde meditasyon yaptılar. Mangalda kaynayan suyun fokurtularına değişik sesler katmak için Rikyu, suyun içine demir parçaları koymuştu. Bu yüzden zaman zaman bir çağlayanın yankısı, bazen kıyıya çarpan okyanus dalgalarının sesi, bazen bir bambu ormanını yıkayarak geçen sağanak, bazen de karşı tepelerdeki çam ağaçlarının iç çekişleri duyuluyordu.

Eğimli çatısı güneşi engellediğinden, çay odası gün ortasında bile loş ve serin olurdu. Zeminden tavana kadar solgun bir renk uyumu vardı. Davetliler açık pastel renginde kimonolarını giymişlerdi. Uyum, Saygı, Saflık ve Dinginlik kurulduktan sonra ev sahibi Rikyu odaya girdi. Sessizliği ve saygıyı bozmadan yerine oturdu.

Harlı ateşin üzerinde kaynayan çaydan doldurulan kâse elden ele dolaşmaya başladı. Kâsenin sıcaklığıyla birlikte elden ele dolaşan ölümsüzlük suyuydu sanki. Hayatın üç incisi üzerine tefekkür ediyorlardı: Merhamet, Sadelik ve Tevazu. Çay töreni odadaki herkese kendi kendileriyle buluşabildikleri bir ortam sunuyordu. Bu dinginlik, gündelik koşuşturmaların ve kaygıların arasında kısa bir soluklanma anı değildi, geçici bir huzur anı değildi. Dinginlik anlamına gelen jaku, Budistler için kör tutkuların ve acının tükenişiyle Hakikate uyanmak anlamına gelen Nirvana’yı ifade ediyordu.

çay töreniKâseden son yudumu alan Usta oldu.

Sessizliği bozan en hatırlı konuk, çay servisi takımlarını incelemek istedi. Usta servis gereçlerini ve kakemonoyu konuklarının önüne çıkardı. Konuklar hayranlıklarını dile getirdiler. Usta kendisinden bir hatıra olarak saklamaları için bu parçaları teker teker konuklarına hediye etti. Çay kâsesini kimseye vermedi. Herkes merakla bakarken, “Talihsizliğin dudaklarıyla kirlenen bu kâse artık kimseye hizmet edemesin” diyerek, sol eline aldığı kâseyi sağ elinin keskin yanıyla tek vuruşta kırdı.

Tören artık sona ermişti. Gözyaşlarını güçlükle zapteden konuklar birer birer Ustayla vedalaşıp odadan çıktılar.

Son dakikalarında kendisine eşlik etmek için en yakını ve en sevdiği öğrencisi yanında kaldı. Rikyu adıyla bilinen Çay Ustası Sen no Soeki açık pastel renkli kimonosunu çıkarıp özenle katladı. Ölüme gidenlerin giydiği beyaz kimonosuyla kaldı. Kılıcını eline alıp tokonomanın önünde dizlerinin üzerinde çökerek oturdu. Son bir kez kaligrafiyi ve çiçeği seyretti. Sunağın önünde iki eliyle tuttuğu kılıcın keskin parıltısını seyrederken ağzından nefis dizeler döküldü:

Büyük Zihnin Kılıcını elime aldığımda
Ne Buddha ne atalar vardır.

Japon Çay Töreni Ustası Sen no Soeki Büyük Sessizliğe geçerken gülümsüyordu.

İLERİYE DOĞRU BAKTIĞIMDA
NE BİR ÇİÇEK
NE ALACA YAPRAKLAR
SAZDAN BİR KULÜBE KUMSALDA TEK BAŞINA
GÜZ AKŞAMININ SOLUK IŞIĞINDA.

Cengiz Erengil / “Yeniden Gözden Geçirilmiş Eski Hikâyeler”

Diğer Hikayeler:

Post a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir